
25 Temmuz 2008 Cuma
mavi-beyaz

simon's cat

aynı işyerinde çalıştığım 4-5 arkadaşım aynı yaz içinde evlendiler..
- benim kocam filanca peyniri çok seviyo..
- aa.. benimki onu ağzına koymaz.. kokuyomuş diye sevmiyo...
- şekerim benimki hiçbirini ayırt etmiyo valla..
- aslında filanca peyniri bilmemne usulü pişirirsen daha da bayılır.. bi dene bak..
şeklinde gelişen ve bunun türlü çeşit konuya uyarlanabilen versiyonlarını (ütülü gömlek, işyerindeyken telefonlaşma, kolay ama lezzetli yemek tarifleri, kayın-'larla arayı iyi tutma yöntemleri...) dinlemekten daral gelmeye başlamıştı.. neyse ki hepsi birden hamile kalıp da konuyu doktor, doğum, bebek mevzularına -hem de fazlasıyla ayrıntılı halde- çevirmelerinden hemen önce bunları birkaç yıl geride bırakmış insanların çalıştığı bir yere terfi ettim..
dışarıdan nasıl anlamsız ve ne kadar sıkıcı göründüğünü bildiğim için, hayvan delisi arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde ortamda 'normal' insanlar varsa sohbeti kedi-köpek mevzularından hep uzak tutmaya çalışırım..
işte bunun içündür küüü, pek sevgili simon tofield kişisinin bizlere armağanı olan ve şimdilik 3 çeşidi bulunan simon's cat videolarını ancak kedi sahipleri anlar.. tabii ki "aynısı yaaww... bak bak, aynı böyle yatıp kıvrılıyo benim kedim de.." modunu uzatıp kimsenin kafasını ütülemeye kalkışmayacağım yukarıdaki girişten sonra..
işte de videolar.. çok salakça bir sıralamayla dizdim tabii.. sevmiyorum öyle düzenli şeyleri :)
20 Temmuz 2008 Pazar
bittersweet symphony

kaderine boyun eğmiş, onun sadece hayaliyle yaşamak zorunda olduğun fikrine alışmaya çalışır durumdayken bir de baktın ki televizyonda bir reklamda arka planda biri o pastadan yiyor.. evet dedin.. evet!!! bu pasta var.. hemen tatile beraber çıktığın arkadaşlarından uzakta olanına döşendin bir e-mail.. anlattın bütün hikayeyi.. "bi bakıver de o reklama.. o pastanın adını bana söyleyiver.." dedin.. arkadaşın sana bir pastane tarif etti.. "adını bilemicem şimdi.. o reklamı da bekleyemicem.. ben o tatildeki bütün pastaları filanca pastaneden almıştım" dedi, git orada kesin bulursun" dedi.. pastanenin adını böyle kolay vermedi tabii ki.. iki hafta sürdü sana o adı sms'le yollaması.. olsun.. gittin büyük bir umutla oraya.. yüzün üzerinde çeşidi iki kez gözden geçirdin.. bu ne bahtsızlıktı!! yoktu orada!!
tam uzaktaki diğer arkadaşından yardım istemek üzereyken, bu olanları anlatıp da bir umut başvurduğun ve o fotoğrafı gösterip yine "üzgünüm" cevabını aldığın yeni bir arkadaşınla müzeye giderken yolda torpidodan pasta çıkarıp yemeye başladı.. o pastayı!!!! sana da ikram etti tabii ki.. sen üstüne atladın.. ağzını yüzünü krema ederek vahşiler gibi yuttun onu!! "eh ben bunu zaten bildiğini sanıyordum.." dedi.. ve sen karşına çıkan o koca bonusun mutluluğuyla saatlerce uçtun..
işte budur moby'nin gayet başarılı yorumlayarak aklımı başımdan aldığı* verve'ün bittersweet symphony'si ile kavuşma öykümüz.. link falan vermiyorum.. sen zaten biliyorsundur.. bilmiyorsan bile benden kat kat şanslısın.. istediğin programla indir..
*öyle ki bunun aslında klasik bir eserin remixi olduğunu iddia ettim malum süreç boyunca..
16 Temmuz 2008 Çarşamba
dert sahibi oldum yine
15 Temmuz 2008 Salı
salı sallanır
peki bu sabahki neydi o zaman?? depremle eşzamanlı devam eden "intihar eden partneri yüzünden sorgulanan kadının karşılaştığı zor durumlar" konulu kabusum muydu?? ilk anda akla gelen hep doğru olmuyormuş demek.. canım kedim fosur fosur uyurken ben de şunu deneyimledim; sallamak, uyanık birini uyutmaya, uyuyanı da uyandırmaya yarıyormuş..